Etiket arşivi: kadın cinayetleri

Mezarlık| Adalet Arayıp Bulamayanların Son Durağı

Gemilerde bir sorun olunca neden önce kadınları ve çocukları bir sandala bindirirler biliyor musun ? Yalnız kalan erkekler sessizlik içinde sorunları çözebilsinler diye

Mezarlık Dizisi| Savcı

Netflix Türkiye’nin en yeni dizilerinden biri olan Mezarlık, alışageldiğimiz kalıpları yıkarak Türk dizi anlayışına yeni bir soluk getirmeye hazırlanıyor, diyebiliriz ya da şöyle diyelim. O kadar uzun zamandır, soluksuz bir şekilde ısıtılıp ısıtılıp önümüze konan romantik – komedilere batmıştık ki eline bir iğne alıp çevremizdeki tüm balonları teker teker patlatan bir yapım gördüğümüzde soluk alabildiğimizi hatırladık. Mezarlık, emniyet teşkilatına, patriarkaya ve onun çizdiği sınırlara, baskının boyutlarına ve zihinlerimizin/düşüncenin dönüşümüne odaklanıyor.

Söylenmeyeni, söylense ortalığı birkaç kez karıştıracak olanı belki de her şeyi değiştirebilecek şeyleri söylüyor bize. İhtiyacımız olanı veriyor, zira bu ülkede yaşayan her kadın aynı kaygıyla güdüleniyor; bir gün birinin canını sıktığımız için ölebiliriz ve işin ilginci onun canını sıkmamız için herhangi bir şey yapmamıza gerek yok. İstediği gibi giyinmemiş olabiliriz, o, bizim ona bakmamızı isterken bakmamış olabiliriz, bize aşık olmuş olabilir ve biz ona karşılık vermemiş olabiliriz.
Sadece yürüyor olabiliriz. Öldürülmek için ihtiyacımız olan tek sebep nefes almamız ve bunu doğrulamakta zorlanmam bile.

Acı olan bu.

 “Sistematik biçimde eski sevgilisinden şiddet görmesine rağmen Emniyet olarak kendisine şikayet edecek güveni veremediğimiz için özür dilerim” 

Sokakta arkalarına bakmadan yürüyebilecekleri güveni Emniyet teşkilatı olarak veremediğimiz için özür dilerim.”

Tacize tecavüze uğradıkları halde adalete inanmayıp bunu saklamak zorunda kaldıkları için özür diliyorum. Bu ülkenin tüm çocuklarından özür diliyorum, canice vahşice öldürüldükleri halde katilleri hala sokakta ellerini kollarını sallayarak dolaşabildikleri için. Kadın erkek çocuk fark etmez, haksızlığa uğrayan adalet arayan fakat bunu bulamayan tüm vatandaşlarımdan özür diliyorum.”

(Bölüm 1 – Başkomiser Önem )

Dizi alışageldiğimiz polisiyeler gibi – Arka Sokaklar? – olayın kriminal kısmıyla ilgilenip davayı/bölümü kapatmıyor. Başta da söylediğim gibi elindeki iğneyle gerçeklerin üstünü kapattığımız süslü balonların hepsini patlatıyor. Boşanmanın topluma yansımalarına – boşanmış kadının toplumdaki imajından tutun, aile baskısına, sığınma evlerinin imkanlarına ya da imkansızlıklarına, kadınların kendi içlerindeki dayanışma çabalarına kadar birçok konuyla uğraşırken sistemi de unutmuyor. Değişim için ilk başta temeli değiştirmemiz gerektiği ana karakterlerden biri olan – ki dizi hakkında söylemem gereken şeylerden biri de bu; dizide her karakter öyle güzel işlenmiş ve yerleri öyle güzel doldurulmuş ki tüm güzel yanları dışında figürasyonun bile bu denli başarılı olduğu bir Türk dizisini daha önce izlediğimi hatırlamıyorum, diyebilirim. – Hasan tarafından da sıkça dile getiriliyor.

-Ya bu nasıl olur ya? Kadına siyanürlü toprak yedirmişler! Kadının midesindeki toprakla aynı, biz hâlâ somut delil arıyoruz. Somut kanıt için madeni aramamız lazım, madeni aramak için somut delil lazım. Yumurta mı Tavuk mu?
-Çocuklar bizim bu Özel Suçlar’ın kurulduğunu nasıl anladım biliyor musunuz?
-Görev emri mi geldi abi?
-Yok, garajda yanıp sönen florasan var ya, onu değiştirmeye geldiler.
-E bozuk hâlâ.
– Ben de onu diyorum. Lambayı değiştirdiler ama hat bozuk. O yüzden çalışmıyor.


(Bölüm 4 – Hasan ve Sofia )

Sözün özü Mezarlık uzun zamandan sonra izlediğim en iyi, en cesur, en başarılı işlerden biri. Sektörün daha nicesini çıkarması, herkesin sustuğu konularda daha fazla bilinç oluşturulması dileğiyle.

Düşünme, Dil ve Ölüm üzerine | Kadın meselesi

“Humanum impotentiam in moderandis, et coercendis affectibus servitutem voco”

Son birkaç gündür, bilgisayarımda temizlik yaptığım sırada bulduğum bloglara/ dergilere yazdığım eski yazıları okuyorum. Eskiden – ki burada en az 10 yıl öncesinden bahsediyoruz – güncel olayları – genellikle kadın cinayetlerini – takip eder ve onlar üzerine yazardım. Üretkenliğimi kaybetmem ile günde 2 -bazen 3 – cinayet işlenmesinin, ülkenin yavaş yavaş bir cehennem simülasyonuna dönmesinin bir bağı var mı? O soruyu henüz cevaplandıramadım. Fakat şunu farkettim, zamanda ne kadar geri gidersem gideyim, yazıların altına linklediğim haberlerde kullanılan dil, yorumlarda sorulan sorular neredeyse hep aynı.

Düşünme ve dili kullanma şeklimiz zihinlerimize öyle bir kodlanmış ki, kurduğumuz cümlelerle dikkatleri ister istemez erkeğin üzerinden alıp kadına odaklıyoruz. Dilbilim üzerine çalışmalar yapan Julia Penelope’nin, daha önce de birkaç konuşmada kullanılan örneklemelerinden birini kullanırsak daha doğru anlatacağım sanırım. Kızının gözleri önünde, eski kocası tarafından canice öldürülen Emine Bulut’u ele alalım ve olası haber başlıklarını kurgulayalım. – Zamanında çıkan haber başlıklarını tam olarak hatırlayamıyorum

Eski kocası Emine Bulut’u öldürdü.

Emine Bulut, eski kocası tarafından öldürüldü.

Genç kadın öldürüldü.

Kıskançlık genç kadının sonu oldu.

Görüldüğü gibi erkeği işin içinden öyle güzel bir şekilde sıyırdık ki nasıl olduğunu biz bile anlayamadık. Başta fail durumda olan erkek, ortalara doğru yok olurken en sonunda işin içinde ne kadının adı, ne de eylemin dehşeti kaldı. Her şeyi romantikleştirmeyi adeta görev edinmiş yazı dili, cinayeti bir şekilde kıskançlığın doğal sonucuymuş gibi göstermeyi başardı. Bir şekilde eylemi gerçekleştiren yerine mağduru suçlamayı – bu basit bir güç sorunu olabilir, olmayadabilir – alışkanlık edinmiş durumdayız ve dolayısıyla, işlenen her cinayette zanlının sebeplerini kurcalamak, hesap sormak, sorgulamak yerine “Bu kadınlar niye bu erkeklerlerle çıkıyor?”, “Neden bu erkekleri çekici buluyorlar?”, “Neden bu adamlara dönüyorlar?”, “O partide ne giymişti?”, “Yaptığı ne aptalca” ,” Niye bir otel odasında bir grup erkekle içki içiyordu?” “Neden o saatte, o plazadaydı?”, “O sokakta ne yapıyormuş?”, “Zaten balerinmiş”, “Zaten parasını kendi bedeni üzerinden kazanıyormuş” “Otobüste neden yalnız kalmış?” vb yorumlara başvuruyoruz.

Art niyetli olanımızdan, konuya art niyetle bakmayana kadar çoğumuzun aklından ister istemez bu düşüncelerden en az biri geçiyor. Soru, vicdanı olanları kendinden tiksinmeye kadar götürüyor, o ayrı konu fakat durum aslında çok daha gerilere, hatta en zamanın başlangıcına kadar dayanıyor. Düşünce şeklimizdeki içinden çıkılmaz tekrarın sebebi, bütün bilişsel yapımızın kurbanı suçlayacak şekilde kurulu olması. Çoğu tamamen bilinçsizce yapılan yorumlar, zira bütün bilişsel yapımız kadınlar, onların seçimleri, ne yaptıkları, ne düşündükleri ve ne giydikleri hakkında sorular sormak üzere düzenlenmiş durumda. – Öyle diyorlar – İş, bunu dillendirmek ya da düşünce süzgecinden doğru bir şekilde geçirip- geçirmemekte bitiyor aslında. Tarihin – ve dolayısıyla ataerkil düşüncenin genimize kodladığı bazı şeyleri kırabildiğimiz sürece değişimi gerçekleştirebiliyoruz.

Peki, bu bizi nereye çıkartıyor?

Değiştirebildik mi? Değiştirebilecek miyiz? Ne yapabiliriz?

Ülkemizde son dönemlerde her gün en az 2 ya da 3 kadın öldürülüyor. Cinayetlerden bazıları aydınlanırken, bazıları aydınlatılamıyor ya da aydınlatılmasına izin verilmiyor… çeterfilli meseleler. O konulara hiç girmeyeceğim çünkü içinden çıkabileceğimi/ içinden sağlam çıkabileceğimi düşünmüyorum. Belki sonra… Sadece sizden son zamanlarda öldürülen kadınların isimlerini internet üzerinde aratmanızı istiyorum. Haber başlıklarına, düşüncenin vicdan süzgecinden geçmemiş, geçememiş -olmayınca ne yapsınlar – halini gözler önüne seren yorumlara bakın.

İtiraz etmek/ tartışmak yerine başlığı yeniden siz atın.

İntihar değil, cinayet deyin mesela.

Kıskançlık kurbanı değil, sevgili/nişanlı/koca/eski koca kurbanı deyin.

Aşk cinayet işletmez, kanlı ellerinizi, zehir saçan dilinizi aşkın üzerinden çekin deyin.