Etiket arşivi: Çocuk Gelin

Bir başkaldırı hikayesi; 10 Yasındayım ve Bosanmak Istıyorum

Çocuk Gelinler hakkında ne yazsam eksik kalacak sanırım. Haklarında kaç yazı yazdım, kaç farklı yerde çocuk yaşında evlendirilen kızlar için insanlara dert anlatmaya çalıştım, inanın hatırlamıyorum. Sözlükler, bloglar, konuyu işleyen forumlar bir aralar her yerde vardım. Her yerde daha hayatın ne olduğunu bile keşfedememiş çocukların evlendirilmesine olan öfkemi dile getirmeye çalışıyordum. Başarabildim mi?

Bilmiyorum.

Birçok insan bu gibi konularda konuşulmasının ya da yazılmasının bir fayda sağlamayacağını çocukların yine evlendirileceğini, tecavüzcülerin ya da pedofillerin yaptıkları şeyleri yapmaya devam edeceklerini savunuyor. Onlara göre bu konularda yazmak ya da konuşmak zaman kaybından başka bir şey değil. Neden? Çünkü dünya dönmeye devam ediyor ve biz dünya dönmesin diyerek onu durduramayız.

Doğru, dünyanın dönmesini engelleyemeyiz ama dünyanın dönmesi bizim o düşünceyi yaymamızı engellemez, engelleyemez. Yazılar ve düşüncelerle bir insanın hayatını değiştiremezsiniz ama onu bunu yapabileceğine inandırabilirsiniz. Biz insanlar düşüncenin gücünün farkında değil miyiz gerçekten?

Cevap vermenize gerek yok, farkında olmadığımızı biliyorum.

Ülkenin dört bir yanından her geçen gün patlayan tecavüz olaylarına suskun kalırsak, yargının açıkça yaptığı adaletsizlik karşısında ellerimizi bağlayıp oturursak o kız çocukları mahkemeye çıkıp konuşmaya nasıl cesaret edecek? Bunu hiç düşündünüz mü?

Yoksa sizler de sıcak yuvalarınızda birkaç kez ah vah dedikten sonra günlük yaşantınıza devam mı ettiniz? Bir çoğumuzun yaptığı gibi.

Tecavüze uğrayan insanın kendini suçlu hissettiği bir ülkede yaşıyoruz. Maalesef biz insanlar ya da şöyle diyelim bizim coğrafyamızda yaşayan insanlar tecavüze uğrayan bir çocuğu/kadını/erkeği suçlamakta hiçbir sakınca görmüyoruz. Ergenliğe adım attıktan sonra kızı boş bırakırsan, başına fahişe olur mantığı hala sağlam zira. Aranızda buna itiraz edebilecek kimse yok değil mi?

Çıkan göğüslerimizden utandığımız, sırf belli olmasın diye kambur yürüdüğümüz ya da memelerimizin çıktığı söylendiğinde dehşetle reddettiğimiz zamanlar oldu, utanıyorduk. Neden? Çünkü mememiz vardı.

Meme. İki heceden oluşan bir kelime, kadın cinselliğinin en büyük sembollerinden biri.  Meme. Bir zamanlar utanç kaynağımız, belli bir yaştan sonra kısıtlanmamızın altında yatan sebep ve meme, başımızın belası. Başımıza türlü türlü iş açan.

Meme, Tanrının bize armağan ettiği. Yeni nesilleri doyurduğumuz kutsal kaynak.

Ben şanslı olan kesimdendim. Oyuncak bebeklerimle oynayabildiğim, istediğim şeyi giyebildiğim, istediğim yere gidebildiğim, istediğimle konuşabildiğim bir çocukluk yaşadım. Çocukluğumu doya doya yaşadım ama ne yazık ki bu tüm kız çocukları için geçerli değil. Ülkemizde ve dünyada çocuk yaşında, kendilerinden onlarca yaş büyük adamların altına yatmak zorunda olan çocuklar var. Hayatlarını yaşayamadan çöpe atan, belki ileride zevk alabilecekleri her şeyden tiksinen ve bir eşyaymışçasına değer biçilen çocuklar.

Nojoud Ali bunlardan biri. Yaşından beklenmeyen bir cesarete ve inanca sahip bir çocuk. Ona zorla sahip olan adamın altında renkleri unutmamış bir çocuk, kadının anlamını bilmeden kadın olmuş bir çocuk.

Martı yayınlarından çıkan kitabın dilinin çok etkileyici olduğunu söyleyemem fakat siz de anlarsınız, böyle bir kitapta edebi bir dil kullanmak son derece gereksiz olurdu. Henüz 10 yaşında olan ve eğitimini yarıda kesmiş bir çocuğun ağzından ağdalı cümleler dökülmesini bekleyemeyiz değil mi?

Yazılacak ne var diye düşünüyorum, kitap hakkında birkaç yorum yapmayı istiyorum ama elimden bundan ötesi gelmez sanırım. Bir hayat hikâyesinden bahsediyoruz; meydana geldiği toprakları aşıp tüm dünyaya yayılan, başka çocuklara da umut olan bir hikayeden. Cesaret veren, hala iyi insanlar olduğunu haykıran bir kitaptan. Daha ne yazılabilir ki?

Bu ağlanacak bir hikaye değil. Bu çocukların kaderine ağlamak son derece gereksiz bir eylem zaten, ağlayacaksak bu durumda olan çocuklar için bir şey yapamıyor oluşumuza ağlayalım. Onların hikayelerine değil. Zira çocuk gelinlerin gözyaşlarımıza değil, desteğimize ihtiyacı var.

Dünyada iyi insanlar olduğunu bilmeye ihtiyaçları var.

Şimdi Tüm Müzik Marketlerde | Evli, Mutlu, LİSELİ

Birkaç gün öncesine kadar hep “Geç doğmuşum” derdim. Zira eskilerin müziklerini de, filmlerini de daha çok severim ben. Böyle bir durumda antika bir insan olduğumu bile söyleyebilirsiniz. Şimdiyse tüm düşüncelerim değişti, değiştirildiği söylenen yönetmelik beni de değiştirdi. Artık, “Birkaç yıl erken doğmuşum” diyorum mesela. Lisede evlilik özgürlüğü benim zamanımda olsaydı belki de şimdi evimi kurmuş, çocuklarımı doğurmuş olurdum.
Okul derdim de olmazdı, akademiye dair düşüncelerim de. İşi bulmayı dert etmezdim, kocam bakardı bana da çocuklarıma da. Beğendiğim eşyayı da kendi paramla almak yerine kocamın parasıyla alırdım.

Her gün sabahın köründe kalkıp geleceğe dair planlarım için uğraşmak zorunda da kalmazdım hani. Evimde oturur, bakardım kocama, boyumca olmuş çocuklarıma.

Lisedeyken görüştüğüm çocuk da çok yakışıklıydı hani, ciddi düşünüyordu(?!) benimle ilgili. Okul bittiğinde farklı yönlere gitmeseydik, ben onunla lise ikideyken evleniverseydim belki de şimdi taş gibi kocam olacaktı. Evli, Mutlu (?), Çocuklu olacaktım. Kadın gibi kadın olacaktım. Olmadı.

19 Mayıs’da ortalarda tepindim; güneşin altında bunaldım,karizmam çizildi, başıma güneş geçti. Evlenmek de yasaktı, çocuk yaşımda kapıma dizilen taliplerimi de geri çevirdim zaten. Al, evde kaldım. Akşamları  ayaküstü birşeyler atıştırıp, arta kalan kısacık zamanda iki insan göreyim diye dışarı atıyorum kendimi. Atamazsam, bilgisayar başına oturup sanal arkadaşlarımla laklak ediyorum.

Evlenseydim öyle mi olurdu? Kalkardım erkenden, yapardım işlerimi. Başlardım Müge Anlı’yla nasıl paranoyak oluruz programından, Esra Erol’a kadar yolu var.
Sürüyle dantelim, örgüm, kanaviçem de olurdu. Altın günlerine gider, arkadaş edinirdim kendime. Akşam kocam- çocuklarım eve gelince de eğer keyfi yerindeyse iki lafın belini kırabilirdim. Keyifsizse de haddimi bilirdim hani, zira en iyi ben bilirdim para beklemenin nasıl bir şey olduğunu. En iyi ben bilirdim saçın nasıl süpürge olabileceğini. Böyle konularda uzmanlaşmak kolay mı?

Bakın şimdi halime? Huysuzİhtiyar.zip gibiyim.  Bazen sıkıntıdan televizyonla konuşuyorum siz düşünün halimi. Filmde adam bir şeyler diyor, ben ekran karşısında “Hadi oradan yalancı” diyorum. Oluyor mu? Yazık değil mi?

Yazık.

Yazık işte.

Çok güzel olmuş bu yüzden, o taslak bence. Buradan Milli Eğitim Bakanımıza sesleniyorum, taslak filan demesin. Olumsuz bakmasın, Kılıçdaroğlu da ihtimal versin bir zahmet. Bırakın gençler erken yaşta evlensinler, çocuk yapmayı da serbest bırakın hatta.
Genç yaşta anne-baba olmak iyi şey. Bakın benimkilerin biri 30 diğeri 34 yaşında ebeveyn olmuş, kendilerini şaşırdılar bana ayak uydurayım derken. Zaman değişti artık domates filan da ekilmiyor. Gözünüzü seveyim, bir hallediverin. Biz yaşayamadık, gençler yaşasın.

Geçmeyin evlenme özgürlüğünün önüne!

**
Uzun lafı kısaltalım: Milli Eğitim Bakanı’nın açıklamasını bekliyordum bu konuda, CHP lideri Kılıçdaroğlu gibi ben de ihtimal vermedim. 4+4+4 ‘ten sonra bir de bunun çıkmasına. Bakan, bugün hem okullardaki süt rezaletine- hiç konuşmayacağım bu konuda- , hem de bu konuya açıklık getirip “Benim haberim yok, gönderilen şey taslak, yasalaşmadı” dedi. Artık ne olur, ne olmaz bilemeyeceğim de lisedeki çocuk evlense ne olur, onu düşünüyorum ben.
Benim lisedeyken yaptığım en büyük şey kendi formamı kendim ütülemekti. Onu da 3 hafta başka biri yapıyorsa, 1 hafta ben yapıyordum. Her akşam sofraya ilk önce ben otururdum “Yemeek” diye, bırakın öyle yemek hazırlamayı filan. Annem bir yerlere gidecekte ben babama birşeyler hazırlayacağım ancak öyle. Evlenecek küçücük çocuklar, erkek o coşkun hormonları “Evlendim erkek oldum” mantığıyla oturacak masaya ne yiyecek? Makarna mı? Yağda yumurta mı? Patates kızartması, hazır pizza, köfte filan mı?
Hadi erkeğin ebeveynlerinin yanında yaşadılar diyelim, o çocukların karakterleri nasıl gelişecek, nasıl birey olacaklar? Yaşayamadıkları her şey teker teker dizilmeyecek mi kursaklarına?
Sonra olan yine çocuklara olmayacak mı?
Zaten küçücük çocuklar zorla evlendiriliyor. Böyle bir şeyin önünü açmayın da o yaşlarda kocaya çok meraklı olan bünyeler yanlış yapmasın. Hayatlarını karartmasınlar, yazıktır. Günahtır.
İlgili Haber için
Radikal: Tık!
Hürriyet: Tık!

Bu ülkenin şarkısı; Ünzile Kaç Koyun Ediyor?

23 Nisan 2011

23 Nisan Kutlu Olsun.

Yazıp gidebilirdim. Yeterince açıklayıcı bir gönderi olacağına inansam da konu hakkında yazmak istediğim birkaç satır olduğundan ve boşluğa konuşmak gibi de olsa konuşmak istediğimden oturdum, bilgisayarın başına.

 

Merhaba.

 

Günaydın/Tünaydın/İyi Akşamlar/İyi Geceler/İyi Sabahlar

 

Başlasak mı?

 

Bugün 23 Nisan. Hiç mutlu değilim, kusura bakmasınlar. Tek avuntum bu defa elimde suçlayabileceğim birilerinin olması.

 

Bu sebepten yine başlarda uyarayım sizleri “Bugün 23 Nisaaan, ay çocukluğumu nasıl da özledim” gönderisi olmayacak bu.

Atamızı ne kadar özlediğimi de yazmayacağım bugün.  Neyse.

Sabah evden çıktığımda koşarak karşıya geçen komşumuzun kızı Aslı neredeyse yere seriyordu beni, kuvveti karşısında şaşırdığımda da “Büyüdüm artık” dedi sırıtarak. 9 yaşındaydı ama büyümüştü. Onun çocuk yüzüne ve gözlerimi alan masumiyetine bakıp en az onun kadar kocaman bir sırıtışla karşıladım cümlesini.  Korkunç bir baş ağrısıyla mahvolan gecemi bile unuttum bakarken gülümsemesine, o kocaman gülümsedi. Ben de gülümsedim onunla, belki çocukları gerçekten çok sevdiğimden bilmiyorum ama ayrı bir hassaslaşıyorum konu onlar olunca.

 

Önümde, elinde bayrağıyla koştururken yavaş yavaş yürüdüm kaldırımda. Apartmanın önünde onu bekleyen arkadaşlarıyla buluştuğunda hoplayıp zıplayarak çığlık atmalarını gülen gözlerle izledim. Aslı ve arkadaşları koşturarak onları bekleyen arabaya doğru giderken, ben olduğum yerde dikilip okula giden çocuklara ve daha büyük çocuklara baktım bir süre. Kendi çocukluğumu izledim belki de, bilemiyorum.

 

Bu olayı bağlayacak bir hikaye yok elimde. Bazı çocuklar meydanlarda bayramlarını kutluyorken, diğerleri babaları yaşındaki adamın yanından kalkıp ona hizmet ediyor diye de başlamayacağım cümlelerime. Başlayamayacağım zira bu kadar sert bir girişle başlamak benim bile canımı sıkıyor.

Gerçekler çoğu zaman canımızı sıkıyor zaten.

 

3. dünya ülkesiyiz vs. de demeyeceğim. Ülkeyi, milleti kötülemeyeceğim, bunu bekleyenler de kusura bakmasınlar. Kimseyi kötülemek, yerden yere vurmak gibi bir amacım yok bu yazıda, sadece anlatmaya çalışacağım. Elimden geldiğince net bir şekilde, elimden geldiğince sade bir halde çünkü bahsedeceğim konu ilgilendiğimiz çoğu şeyden daha önemli.

 

Bu tarz konuların yazılmadığı bir blogda bunun ne işi var diyebilirsiniz, çok ısrar ederseniz konunun bir ucunu da bekarete, namusa ve toplumsal cinsiyete bağlayabilirim. Benim midem bulanır, sizinkini de bulandırırım sorun değil. Sizden isteğim, bu yazı ne kadar kötü, dağınık ve hatta okunmayacak kadar berbat olsa da bunu okumanız ya da hepimizin elinin altında haşat olan Google’a girip “Çocuk Gelin” konusunu aratmanız.

Hatta aratmanıza bile gerek yok. Google, otomatik tamamlama zımbırtısı sayesinde durumun ne kadar kötü olduğunu bize zevkle gösteriyor. Çocuk yazıyorsunuz ve karşınıza benim şu an burada yazmak dahi istemediğim sonuçlar çıkıyor. Benim sorunum bu. İstersen sokağın ortasında seks yap umurumda olmaz ama çocukların kullanılması…Ne olduğunu bile anlayamadıkları konularda “rızalarının olduğu” iddia edilmesi. Benim sorunum bu.

Eskiden kız çocukları diri diri gömülüyormuş, diyor bazıları ben böyle konuştukça. Yaşadığına, onların da yaşadığına şükret der gibi. Bakıyorum, gülüyorum ağlayamadığımdan. Suratlarını dağıtmak yerine kasılan parmaklarımı ovuşturuyorum çoğu zaman. Boğazımda düğümlenen yumruyu yutmak adına yutkunuyorum ardı ardına. “Öldürün daha iyi” de diyemiyorum. Bakıyorum öyle. Doğru, kız çocuklarını diri diri “toprağa” gömmüyorlar artık.

Diri diri “yatağa” gömüyorlar. Üstlerine de “toprak” değil, “adam” atıyorlar. Oh ne güzel, değil mi? Hem de olgun!, işinin ehli. Herkes kendi işine baksın bundan sonra.

Ben 10 yaşındayken, arkadaşlarımla evcilik oynayıp çoğu zaman evin annesi oluyordum. Çok yakışıklı bir kocam olurdu mutlaka, beğendiğim sinema yıldızlarından birine benzerdi. Beraber çok mutlu olur, oyuncak dolabımda kaç tane bebeğim varsa o kadar bebek yapardık.

H. 10 yaşında, evli. Kocası çok yakışıklı değil ama en azından eti-kemiği var, benim hayali kocam gibi havadan ibaret değil. Benim bir sürü oyuncak bebeğim var, H.’nin yok. Olur kısa zamanda o da,  hem de canlı.

Ben bebeklerin erkek ile kadın öpüşünce olduğunu sanırken o biliyor gerçeği, babası yaşında hatta babasından bile yaşlı olan bir adam yüzünden öğrenmek zorunda kaldı. Benim penis anlayışım yok o dönemlerde, varlığını biliyorum ama işlevinden emin değilim. Pipi gereksiz bence, görüntüsü de çirkin. Erkek yeğenim var ya, oradan biliyorum.

 

Babam kötü haberler izleyişinde beni koltuğunun altına çekip, alnıma bir öpücük kondurup, yeri geldiğinde “Dünyaları verseler değişmem kızıma” derken, H’nin babası şarkıdaki gibi onu birkaç koyuna satıyor, kendi yaşında hatta kendinden bile büyük olan bir adama. Amacı belki para, belki de kızının hayatını kurtarmak. Kim bilir?

H. bir insan. Hayal değil. H yaşıyor. Sadece doğuda da değil. Her yerde hatta belki burnunuzun dibindeki, bir adama bak bir de kadına dediğiniz genç kapı komşunuz.  Yaşlı adamın yanındaki, taş gibi kadın H.

Ben konuştukça, derdimi anlatmaya çalıştıkça dinden vurmaya çalışıyor beni insanlar ya da çok bildikleri tarihten. “Eskiden 10 yaşında evlenme çağına gelirmiş kızlar” diyorlar karşıma geçip. Hepsi çok zeki, hepsi çok bilgili ama hiçbiri dünya nüfusunun tarihsel artışı ve yaş ortalamasındaki değişim hakkında tek kelime bilmiyorlar.  Ömür süresinin 40 yıl olduğu zamanlarda ben de evlenirdim 10 yaşında ne var? Beni alacak koca bulabilseydim, 10 tane çocuk bile yapardım nurtopu gibi. Derdimiz o değil.

Bilim insanlarının, insan ömrünü 100 yıla çekeceğiz diye bağırdığı yıllarda 10 yaşında evlendirilen çocuklar, benim derdim.

Benim derdim, pedofilinin evlilik kılıfıyla uluorta yaşanması.

Benim derdim, 10 küsür yıllık bir hayatın sonlandırılması.

Benim derdim hayatları boyunca mutlu olamayacak kadınlar. Mutsuz bir anneyle büyüyüp, mutsuz olacak çocuklar. O çocuklardan oluşacak bir gelecek.

Benim derdim yeni eğitim sistemi, benim derdim “aile içi şiddete son, kadına şiddete son” diye bağıran insanların buna dur diyememesi. Din, örf, töre diye pedofilinin açık açık yaşanması. Yaşlı adamların körpecik bedenlerin hayatına son vermesi.

 

Dur denmemesi.

 

Denememesi.

 

Benim derdim, oyuncak bebek yerine gerçek bebeklerle oynayan çocuklar, benim derdim daha kadının anlamını bile bilmeyenler zihinlerinin böyle korkunç bir gerçekle karşılaşması. Aşkı, aşkın güzelliklerini, bir erkeğin bir kadınla bir olduğu o an dünyada onlardan başka kimse kalmaması hissini hiç yaşayamamaları, çocuklarını içten bir şekilde sevememeleri, doğdukları an onlara verilen hakların ellerinden zorla alınması.

 

Hiç mutlu olamamaları.

 

Hiç aşık olamamaları.

 

Gülememeleri, ağlayamamaları, sevememeleri…

 

Yaşayamamaları.

 

Benim derdim, gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu ve elimizin erdiği bu gerçeğe “Dur” diyemememiz. Gözümüzü yummamız, kulağımızı tıkamamız ve ellerimizi çekmemiz.

5.5 milyon çocuğu öldürüp, üstüne özgürlükten, iyi bir gelecekten bahsetmemiz.

 

Birbiriyle uyuşmayan kanunlarımızı düzeltmeden 2023 diye konuşmamız, çocuklar kurban edilirken.

 

Benim derdim, 70 yaşında bir adam(!)la – 14 yaşında bir çocuğu nikahlayabilen imam.

 

Benim derdim, kız çocuğu dediğinin gözü açılmadan başını bağlayacaksın zihniyeti. Azıcık büyüyünce namusu gider, orospu olur başımıza mantığı.

 

Benim derdim, namus deyip ardından 12 yaşında çocuğu hamile bırakan insanlar.

 

Çocuk. Kadın. Kadın Çocuk.

 

Anne.

Çocuk Anne.

 

Çocuğun annesi çocuk.

Yaşadığımız ilde Güneydoğu’yu bilen kişiler var. Bunlarla bir kente gidiyorsun ve burada bu işleri ticaret gibi gören kişiler var. Onlar hangi evde nasıl kız var biliyor. Mesela köye gidiyorsun tüm köy kızları sıraya diziliyor. Sen içlerinden birini seçiyorsun. Sonra kızlar gidiyor. Bu kişiler size soruyor, hangisini beğendin diye. Sen de karar veriyorsun. Sonra fiyatları söyleniyor. Fiyatlar ise 1 ile 5 bin TL arasında değişiyor. Uygun olanı alıp geliyorsun. Kızların itiraz etme şansı hiç yok. Kimi zaman ailesi de sizinle geliyor.”

Bu açıdan bakmak ister misiniz?

“15 yaşında evlendim. Erkeklerin önünde ayağa kalkıldığını bilmiyordum. Bilmediğim için ilk tokadımı yedim. 16 yaşındayken oğlumu kucağıma aldım, 23 yaşındaydım eşim vefat etti.”

Peki buradan?

Babam öldüğünde 14 yaşındaydım. Amcalarım 2 bin 500 TL başlık parası karşılığı hiç görmediğim bir kişi ile evlendirdiler. Kocam öldü, 6 çocukla ortada kaldım. Bize Kaymakamlık ve hayırseverler baktı. Onlar da daha sonra ellerini çekti. Mecburen çareyi kuma olarak başkasıyla evlenmekte buldum.”

Din, örf, adet değil mi? Evet, harika. Devam edelim.

“Bizimkiler sürekli ‘Mürüvvetini görelim, elimiz ayağımız tutarken düğün dernek yapalım, torun sevmek istiyoruz’ diyorlar. Herkes torununu kucağına almak ister; ama kimse bana sormuyor, ben istiyor muyum diye? Daha çocuğum benden gelin olur mu, anne olur mu?

Bugün 23 Nisan, sevinin küçükler, ÖVÜNÜN büyükler.

6’ncı sınıftayken bir arkadaşımız vardı, derslerinde gayet de başarılıydı. Birkaç hafta okula gelmedi. Yanına gittiğimizde parmağındaki yüzüğü gösterdi. Çok üzüldük. Kendisi de istemiyordu ama ailesi 10 bin TL karşılığı kızlarını 70 yaşındaki bir adama satmıştı. 14 yaşındaydı. Birkaç sene sonra ailesini gördüm, “Kızımız ilk doğumunda çok kan kaybetti şu an ölüm döşeğinde” dediler. Ailesi o kadar pişmandı ki, anlatamam. O durumdan kurtuldu. Geçen sene de babası sürekli aramasına rağmen kız bir türlü telefonu açmıyordu. Merak edip yanına gittiğinde kızını dövülmüş bir şekilde sokağın ortasında buldu. Adamın kızı burada, tekrar evlendirmek istiyor.”

” Benim büyük hayallerim yoktu zaten, ama okuma yazma bilmeyi isterdim”

Bitti.

Ulusal Egemenlik Bayramımız Kutlu Olsun.