Kategori arşivi: Uncategorized

Rehber| Tiyatro: Travis Pine – Halktan Biri

Levent Ülgen ve Galip Erdal’ın usta oyunculuklarıyla sahneye taşıdıkları Travis Pine – Halktan Biri günümüz dünyasında çoğu ülke vatandaşının durumunu gözlerimiz önüne seriyor.

Kapitalizmin en güçlü olduğu ülkelerden biri olan Amerika’daki durumu, vaatler ve eylemlerin arasındaki durumu komik bir dille alan oyunda aslına bakarsak bir çok ülkenin içinde bulunduğu durumu gözlemleyebiliyoruz. Travis Pine, kendi ve halk için daha iyi, daha eşit, daha adil bir dünya hayal ediyor ve bu hayalin sessizce ölmesine izin vermek yerine sesini çıkartıp, başkana mektuplar yazıyor ve hikayenin can alıcı noktası olan kısım böyle başlıyor. Mektupları Başkan’ın dikkatini çekiyor.

Halktan Biri yaklaşık 2 yıl önce izlediğim ve izledikten sonra herkese tavsiye ettiğim bir oyundu, önceki aylarda hala sahnede olduğunu gördüğümde yeni oluşturduğum Rehber bölümünde paylaşmazsam oyuna ve oyuncuların kusursuz performansına haksızlık edeceğime inandığımdan bu harika oyunu sizlerle paylaşıp tavsiye etmekten kendimi alamıyorum.

Rehber | Tiyatro: Gelin Tanış Olalım

Gerçekleri saklamaya gerek yok, eşim oyuna bilet aldığını ilk söylediğinde Fırat Tanış’ın oyunculuğunu her ne kadar sevsem de tek kişilik ve müzikal sayılabilecek bir oyun olduğu için beğenmeyebileceğim düşüncesiyle gittim oyuna.

Fırat Tanış sahnede Yunus Emre’den, Pir Sultan’a, İbrahim Hakkı’dan Cerrahi’ye kadar yaşadığımız coğrafyanın nice değerinin sözlerine ve deyişlere yer veriyor. Usta oyunculuğu ve en az onun kadar usta olan müzisyen arkadaşlarıyla bizlere unuttuğumuz değerleri hatırlatıyor. Bizi, arkamızı döndüğümüz, telefonlarımızın kör edici ışığında unutulmaya mahkum ettiğimiz kendimizle, geçmişimizle tanıştırıyor. Önemli olanın varmak değil, yolda olmak olduğunu hatırlatıyor sakince.
Belki de varılan yer, yola göre şekilleniyordur kim bilir?
Yolda kendimizi kaybedersek, vardığımızda bulacağımız ne olur?

Sözün özü, uzun zamandır sahnede olan bu nefis oyunu izlemediyseniz. İzlemeniz tavsiyemdir.

Distopya mı desek, ütopya mı? ; The Handmaid’s Tale

“İmkansız değil. İmkansız olmadığı için okurken/izlerken öfkeleniyor, belki de korkuyoruz.”

Giriş için tanıtım yapmam gerektiğini biliyorum ama siz de beni biliyorsunuz. Olması gerektiği için yapanlardan olamadım hiç. O yüzden direkt konuya gireceğim, bu kanımın daha hızlı akmasını sağlayan bir konu ve itiraf etmem gerekirse aylardır kendi düşüncelerimi bir metin üzerinde sıralamıyorum. Bocalayabilir, sizlere “Yazmayı mı unutmuş bu” dedirtebilirim. Kusuruma bakmayın.

Margaret Atwood’un aynı isimli kitabından uyarlanan The Handmaid’s Tale’i dün akşam, Twitter’da adını bilmediğim fakat yüzüne aşina olduğum bir beyefendinin kadınlar hakkında adeta beyni yokmuşçasına atıp tutmasını izledikten sonra fark ettim. Diziye geçmeden önce beyefendinin zırvalarını kısaca özetleyeceğim.

İzlediğim videoda, yanılmıyorsam bir tartışma programında konuşan beyefendi kadınların fıtratında “köle olmak” olduğunu iddia ediyordu. Sorgusuz sualsiz itaat etmek zorunda olan kadınlara karşılık doğaları gereği “Sahip” olan erkekler, elbette bizden daha iyi şartlarda olacaklardı. Onlar sahiplerimizdi, haddimizi bilmeliydik.

Kitap, Dizi ve Film -evet üç hali de mevcut- tam olarak bu konuyla ilgileniyor. Özetlemeyeceğim ama kısaca bahsetmek gerekirse, feminist bir distopya bu. Lütfen, feminist sözcüğünden anladığınız “Bütün erkekleri öldüreceğiz. Kadınlar erkeklerden üstündür.”  zırvasıysa yazıyı şu an okumayı bırakın zira bir süredir kavram kargaşalarına tahammül gösteremiyorum. Çöken bir sistemin ardından yerine gelen sistemle tüm hak ve statüleri ellerinden alınan kadınların, deyim yerindeyse statüsü yüksek olan erkeklerin malı olduğu bir sistem. –Düşük statülü erkekler?, onlar da haksızlığa uğruyor. Gerçeklerden çok da uzak olmayacak bir şekilde sadece resmi bağın bir kadına statü getirebildiği, diğer tüm seçeneklerin kadını ve doğasını aşağıladığı bir sistem.

Margaret Atwood’u diğer romancılardan ayıran özelliklerinden birine tam bu noktada değinebiliriz; okurken demir bir pençenin göğsünüze bastırdığını hissediyorsunuz. Bazı okuyucular okurken korktuklarını yazmışlar, bazıları sıkılmış. Ben dişlerimi sıkmıştım, çünkü okuduklarım olmayacak şeyler değildi. Pekala olabilirdi, olabilir. Çevrenize baktığınızda beyni örümcek bağlamış insanların olduğunu göremeyecek kadar körseniz, elbette bu söylediklerim sizi güldürebilir ama bu gerçeği değiştirmez. Yerkürede böyle düşünen insanlar var. Hatırlayın, daha birkaç gün önce birileri çıkmış “Karşıt görüşe sahip olan insanların eş ya da çocuklarının, diğerlerine helal olduğunu” söylüyordu.

Detaylara dikkat edin, karşıt görüşe sahip olan kadınlar değil. Karşı görüşe sahip olan erkeklerin, eşleri ya da çocukları.  Tanrı’nın hür varlıklarından birini başkası üzerinden tanımlayanlarla çevrelenmiş durumda değil miyiz? Erkekler üzerinden tanımlanmıyor muyuz? Söyleyin bana. Özgürlük çığlıkları atarken, özgür müyüz?

İyice bakın.

Bizi içine soktukları karmaşa bulutundan başınızı çıkartın. Bir gün kendimizi bu romandaki kadınlar gibi bulabiliriz, daha kötüsüne bile maruz kalabiliriz. Kitapta tanımlanan kadınlar gibi “X’inki olabiliriz”. Ah, durun bir sanıye, zaten öyleyiz. “Hiçbir şey olmaz” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, o durumda ne yaparsak yapalım; hiçbir şey olmaz. Dayatılanları kabul ettiğimiz sürece olan da bu değil mi zaten. Hiçbir şey. Neydi şu meşhur hikaye, kurbağayı soğuk suyun içine atıp yavaş yavaş mı haşlıyorlardı? Bir şeyleri anlayabildiniz mi? Kendinizi dışarı fırlatamayacak kadar uyuştunuz mu yoksa?

Roman distopya dendiğinde iki üç kitap karıştırmış herkesin sıralayacağı popüler distopyalardan farklı olarak bir geçiş dönemini anlatıyor. – Yine de Atwood’un eserinde ünlü distopyalardan birkaçının izini ve kitabın yazıldığı dönemde dünyayı etkiyen olayların etkisini görebiliyoruz– Her şey yeni olup bitmiş, karakterin anıları taze. Yıllar önce olmuş ve sindirilmiş bir düzenden bahsetmiyoruz. Okurken içimiz kararıyor ama kelimelerin altında yatan kızgınlığı da hissedebiliyoruz. Evet, itiraf etmem gerekirse romanı okurken bazı noktalarda sıkılmış daha çarpıcı olabilirdi ya da daha kısa tutulabilirdi, demiştim fakat belki de kitabı sarsıcı kılan budur, o sıkıcı detayların tümü. İnsanın ruhuna işleyen  karanlık, melankolik ruh hali. Anlatıcının tek düzeliği. Renkleriniz elinizden alınsa, bildiğiniz her şeyin içi bir gece de boşaltılsa ve elinizden bir şey gelmeyeceğini biliyor olsanız nasıl davranırdınız?

Üniversite koridorlarında “Erkek her türlü kadından üstündür” denilebilen hatta bununla övünülebilen bir ülkede yaşayan, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmış ikinci sınıf bir varlık olarak görülen biri yazıyor bunları. Bazılarının gözünde ev işlerini yapan, çocuklar doğuran ve iştahı kapatan bir varlığım. Hizmetleri karşılığı beslenmesi gereken ama asla aşırı boyutlarda değil. Yoksa şımarırım, tepeye çıkarım. Şeytanın soyundanım ben, Adem’i baştan çıkartanım. Ah ben yok mu ben.

Kitap sarsıcı. Baştan beri distopya olarak tanımlamama rağmen belki de bazıları için ağız sulandıran bir ütopya. Gelecek hayali, doyum malzemesi. Köle olan kadınlar ve onları kabullenen eşler. Bir erkeğin karısının gözü önünde başka bir kadınla cinsel ilişkiye girmesi ve bunun son derece normal karşılanması. “Sabahlar olmasın” diyenleri de duyar gibiyim.

Ne acı.

Görmek, bilmek ama yeterince yüksek bir ses çıkartamamak. Ne acı. Bir yerlerde hatta belki de yan apartmanda bu zihniyetin yaşadığını bilmek.

Diziye geçelim yoksa ben susmayacağım.

Dediğim gibi diziyi önceki akşam keşfettim. Uzun uzadıya cümleler kuramayacağım kadar dağınık bir şekilde izlesem de, karakterlerin yansıtılış şekillerini şu an için başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Özellikle kadın karakterlerin donuklukları, donukluğun altında yatan isyan kıvılcımlarını izleyiciye sızdırabilmeleri hoş olmuş.

Sizi içine alıp ekran karşısında kasılıp kalmanızı sağlayacak kadar heyecanlı bir yapım olacağını düşünmüyorum ama bence izlenmesi gerekiyor. Hatta daha da iyisi, kitabı da alıp okumanız ki henüz bir bilgim yok ama yayınevleri diziyle birlikte yıllardır kitapçılarda bulunamayan bu kitabın üstüne atlamışlardır ya da atlayacaklardır. Kolaylıkla bulabilirsiniz.